28 Haziran 2009 Pazar

blog ismi hakkındaki anket

blog ismi ile ilgili anketimiz sona ermiştir. ankete büyük bir katılım olmuştur. (toplam 4 kişi oy kullanmıştır.) Ankete katılan toplam 4 kişi (ben dahil) "77denberi" isminin çok güzel olduğu konusunda oy kullanmıştır.
tüm arkadaşlarımıza, ortak blogumuza yaptıkları katkılardan dolayı teşekkür ederim.

24 Haziran 2009 Çarşamba

MECLİS’İN VERECEĞİ EN “HAYATİ” KARAR:

FRANKEŞTAYN TOHUM YASA TASARISI BAŞBAKANLIKTA

MECLİS’İN VERECEĞİ EN “HAYATİ” KARAR:
OLMAK YA DA OLMAMAK!


Frankeştayn olarak da adlandırılan genetik olarak “kurcalanmış” tohumlarla ilgili yasa tasarısı sonunda Başbakanlığa geldi. Önümüzdeki günlerde TBMM geleceğimizle ilgili çok kritik bir karar verecek. Genleri değiştirilmiş tohumların ülkemize girişi yasallaşırsa bizleri karanlık bir gelecek bekliyor!



“Frankeştayn tohum” ve “ebter tohum” olarak bilinen tohumlar, uluslararası dev tohum şirketlerinin, IMF, Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Bankası gibi “baba” kuruluşların ve biyoteknoloji şirketlerinin zoruyla ülkemize dayatılıyor.

“Ulusal Biyogüvenlik Yasa Taslağı” ismiyle görüşülen metin kabul edilirse bu tohumların ülkemizde ithali, ekimi, dikimi ve tüketimi serbest kalacak. Ne acıdır ki, muhalefet partilerinden bile bu tasarıya karşı çıkan henüz yok. Yasa tasarısı kamuoyu ile paylaşılmadan, büyük bir gizlilik içinde, derin manevralarla yasalaştırılmak isteniyor.

Genleri değiştirilmiş tohum nedir?

Kendi türünden ya da kendi türü dışındaki bir canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara “genetiği değiştirilmiş organizma (GDO)” diyoruz.

Gen aktarımı kendi türü dışından gerçekleştirilmiş ise bu canlıya “transgenik” diyoruz.

Ancak tüm bu tabirler tüketicide tedirginlik oluşturduğundan sermaye daha sevimli bir hitap şekli buldu: “Biyoteknoloji ürünleri”!

Bilim doğanın yapmadığı şeyi yapmaya ve farklı türler arasında aktarımlar gerçekleştirmeye başladı. Asıl sorun, doğaya ve insan sağlığına etkilerini yeterince araştırmadan bunları doğaya saldı ve tüketime sundu.

Avrupa Birliği genleri değiştirilmiş tohumları reddediyor

Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek, Biyogüvenlik Kanun tasarısında önerilen sistemin AB sistemi ile benzerlik göstereceğini ifade etti.

Oysa AB ülkeleri, insana ve çevreye verdiği zararlar nedeniyle 1998-2004 yılları arasında hiçbir genetiği değiştirilmiş ürünün ithaline onay vermedi. Bu nedenle ABD, Avrupa ülkelerini Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’ne şikâyet etti. ABD diplomatlarının ve DTÖ’nün çeşitli dayatmaları ile AB 2005 yılında 11 çeşit GDO’lu tohumun ekilmesine razı oldu. Fransa, Almanya, Portekiz ve Çek Cumhuriyeti küçük alanlarda ticari ekime başladılar.

Bugün ise sadece 6 Avrupa ülkesinde, yalnızca bir çeşit mısırın (MON 810 kod numaralı mısır) ekilmesine izin veriliyor. O da sadece “hayvan yemi” olarak kullanılabiliyor. Son 4 yılda AB ülkelerinde GDO ekim alanları %35 küçülmüş durumda.

AB sınırlarına ancak 7-8 çeşit GDO’lu hammadde girebiliyor. Endüstriyel gıda ürünlerinin içeriğinde en fazla binde 9 oranında GDO’lu hammadde bulunabiliyor. Bu da ürün etiketinde belirtilmek zorunda. AB halkının %71’i GDO’lu gıdalar tüketmek istemiyor.

Fransa, çevre ve insan sağlığı konusunda yeterli araştırma bulunmaması nedeniyle GDO mısır çeşidinin ulusal sınırları içinde ekilmesini 2008 yılı içinde yasakladı.

Almanya 2009 yılında, hayvanlarına dahi yedirmek istemediği için topraklarında GDO tohum ekilemeyeceği kararını aldı. GDO tohum üreticisi Monsanto ise, Alman hükümetine dava açtı.

GDO ile genetik kıyamet

Genetik müdahaleye maruz kalmış tohumların uzun vadede sebep olacağı değişiklikler “genetik kıyamet” olarak yorumlanıyor:

GDO tohum ekilmiş toprak üzerinde uzun yıllar başka hiçbir ürün yetişmiyor.
GDO tohum, kendisinden başka bitkilerin yaşama şansını azaltıyor; kendisini yiyen böcek, kuş gibi canlıların hayatını tehlikeye sokuyor.
GDO tohumların polenleri rüzgâr ve arılarla kilometrelerce genişliğinde bir alana yayılabiliyorlar. Doğal tohumlar bu polenlerle döllenerek kontamine olabiliyor. Örneğin mısırın gen merkezi Latin Amerika’da GDO mısır ekiliyor. Meksika’da, en ücra dağ köylerindeki yerli mısır tohumlarının bile genlerinde değişiklik olduğu saptandı.
Anadolu birçok bitkinin, baklagil türünün ve buğdayın gen merkezi konumunda. Burada ekilecek bu türlerin akrabası bir GDO tohum binlerce yıllık genetik mirasımızı yok edebilir.
Çiftçi GDO tohumdan bir sonraki sene için “tohumluk” ayıramaz. Her sene yüksek fiyatlı GDO tohum satın almak zorunda kalır. Küçük çiftçilerin yıllarca sürecek bu sisteme dayanamayacakları ve iflas edecekleri tahmin edilmektedir. Bu şekilde GDO pamuk eken Hintli küçük çiftçilerden çoğu iflas etti. Aralarından canlarına kıyanlar oldu.
Tohum piyasası birkaç şirketin elinde olacak ve dünya nüfusunu istedikleri gibi yönlendirebileceklerdir. Ekonomik olarak “dışa bağımlı” olmamız söz konusudur.
Kimi GDO tohumların insanlarda alerjiye sebep olduğu biliniyor. Fareler üzerinde yapılan araştırmalar kanserojen etkisinin olduğunu ve fareleri kısırlaştırdığını gösterdi.
Sindirim sisteminde tam olarak sindirilmeden dolaşım sistemine geçerek kan hücreleri aracılığı ile normal genoma katılabilen yabancı DNA parçalarının da hastalıklarda etkili olma ihtimali söz konusudur.
Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek GDO tohumların bebek mamalarında kullanılmayacağını söyleyerek haklılığımızı teyit ediyor. Bebeklere zarar veren tohum, onu emziren anneye zarar vermeyecek midir?
William Engdahl’a göre bu tohumlar “istenmeyen ırkları kısırlaştırma” planının bir parçası.
Allah’ın yarattığı canlılara bir müdahale söz konusu olduğu için bu tohumlara şeytani vasıflar da yakıştırılmaktadır.

Bir lobi bu tohumları Türkiye’ye sokmak istiyor

Bir lobi, Türkiye’de bu tohumların yasallaşması için büyük gayret gösteriyor. Biyoteknoloji şirketlerinin finansmanıyla konuşan kimi bilim adamları GDO tohumların dünyada açlığa çare olduğunu; daha az tarım ilacı kullanıldığını, daha fazla verim alındığını iddia ediyorlar.

Gerçekler ise bambaşka. Bu ürünler 1996 yılından beri ticari olarak yaygın fakat aç insan sayısı gittikçe artıyor. GDO soyada yüzde 9 daha düşük verim alınıyor. ABD, GDO’lu tarımda daha fazla tarım ilacı kullanıyor.

Bağımsız bilim insanları ise GDO’lu ürünlerin zararlı olduğunu ve insanlığı bir felakete sürükleyeceğini ifade ediyorlar. Prof. Ignacio Chapela, Prof. Dr. Şeminur Topal gibi bilim insanları yaptıkları açıklamalarla işlerinden, araştırma laboratuarlarından oluyorlar.

Bu lobi, tonlarca GDO mısırı ve soya fasulyesini ülkemize sokuyor. Mısır 700, soya ise 900 çeşit gıda maddesi (şekerleme, asitli içecek, çocuk maması, sebze püresi, cips, bisküvi, çikolata, vb.) içinde kullanılır. Gıda ürünleri için ithal edilen hammaddeler Türkiye sınırlarında hiçbir denetime tabi tutulmuyor.

Gene aynı lobinin marifetiyle 1998-2000 yılları arasında GDO’lu ürünlerin Çukurova ve Nazilli’de deneme ekimleri yapıldı.

Tasarının hazırlık süreci ile ilgili toplantılara GDO’lu ürünleri reddeden tüketici temsilcileri davet bile edilmezken, ABD’li Monsanto’nun yetkilileri, toplantılara resmi davetli olarak katılmış. Hatta Tarım Bakanlığı’nın test çalışmalarında Monsanto, Pioneer ve Deltapine isimli yabancı tohum firmaları da yer almış.

GDO tohum, sadece kendisini üretenlere (Monsanto, Cargill, Hazera, Pioneer, SQM, KWS, AMC/AGRIMATCO, Fritolay, Limagrain, Golden Westseeds, Syngenta) hizmet ediyor.

Anayasa Mahkemesi de “zararlı” dedi

Anayasa Mahkemesi de genleri değiştirilmiş yiyeceklere karşı. Yüksek Mahkeme, 5179 Sayılı Gıda Kanunu'nun bazı maddelerini iptal gerekçesinde GDO’lu gıdaların insan sağlığına zararlarını şu şekilde ifade etti:

“Günümüzde gıdaların doğallığını yitirmiş olduğu bir gerçektir. Gıda üretiminde yaklaşık 6 bin çeşit kimyasal ve diğer maddeler kullanıldığı bilinmektedir. Ayrıca genetik modifiye gıdalardan söz edilmektedir. Bunlar sağlık açısından insanlarda kanser, hipertansiyon, osteoporoz, dolaşım ve sindirim bozuklukları hastalığı anlamına gelmektedir. Ayrıca zoonoz ve diğer bir çok hastalık, gıdalar vasıtasıyla sindirim yoluyla insanlara bulaşmaktadır.
Ülkemizde yapılan bir bilimsel araştırma, ölümlerin yüzde 11’inin kanserden ileri geldiğini ortaya koymuştur. Bu yüzde 11’in önemli diliminin ise, gıda kaynaklı olduğu düşünülmektedir.”


Biyogüvenlik Yasası GDO’yu yasaklamalı

Biyogüvenlik Yasası acilen çıkmalı. GDO tohumların ülkemize ithalini, ekilmesini, tüketilmesini yasaklayan bir yasa olarak çıkmalı.

Atalarımızın yediği doğal ve temiz gıdalarla beslenmek hepimizin hakkıdır. Topraklarımızın, bitki çeşitliliğimizin, hayvanlarımızın, bebeklerimizin bu tohumlarla kirlenmesini istemiyoruz!

23 Haziran 2009 Salı

sevgili İncilay Hocamız

İncilay hocamızın hatırına bu resmi blogda da yayınlamak istedim.

21 Haziran 2009 Pazar

Babalar Gününüz Kutlu Olsun

En baba kabataşlıların, babalar günü kutlu olsun.

20 Haziran 2009 Cumartesi

boğazdaki okullar kapatılacak ?mı

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın, İstanbul Boğazı’ndaki kamuya ait tarihi binaların otel ya da müzeye dönüştürülmesi için karar alması sert tartışmalara yol açtı.
Bu karar Kuleli Askeri Lisesi’nden, Galatasaray Üniversitesi’ne, Kabataş Erkek Lisesi’nden Beşiktaş Kız lisesi’ne, Ortaköy’deki ünlü Denizcilik Lisesi’nden, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne daha bir çok okulu tedirgin etti.
Boğaz hattındaki tarihi binalarıyla da özdeşleşen okullar karara tepkili, çalışmaların hızlandırıldığını açıklayan Bakan Günay ise son derece kararlı. Maddi ve kültürel değeri tartışmasız olan tarihi binaların okul olarak değerlendirilmesi bir kaynak kaybı mı? Boğaz’daki okullar otel ya da müzeye dönüştürülmeli mi? İşte tarafların görüşleri..
Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu
Tarihi doku otelle mi korunur, bilim yuvasıyla mı?
“Sahil çok geniş bir kavram. Türkiye’de çok sahil var. Ve bunların hepsi İstanbul kültürüyle özdeşleşmiş, İstanbul’un parçası olmuş mekanlar. En önemlileri de sarayın devamı olanlar. Bu yerlerin asıllarına uygun olarak korunabilmeleri için bilim yuvaları olarak işlem görmeleri en doğrusudur. Üniversiteler kamuya açık yerlerdir. Galatasaray Üniversitesi de Feriye Sarayı’nın devamıdır. Böyle tarihi bir mekanı otel ya da müze yapmak için yıkmak doğru mudur, bu yerler otel yapılınca mı tarihi doku korunmuş olur yoksa bilim yuvası olunca mı, bunu düşünmek lazım. İstanbul’un, sarayların bir parçası olan bu yerleri yıkıp otel yapmak, tarihi kökene ihanet olur. Bütün dünya bu tür kurumlara gözbebekleri gibi bakmaktadır.Bu kurumları korumanın en iyi yolu- tarihi misyona uygun olarak- buraları bilim yeri olarak muhafaza etmektir. Sayın bakan çok talihsiz, yanlış bir açıklama yapmış.”
Kabataşlılar Derneği Başkanı Nabi Cücük:
NE KADAR PARA KAZANACAKLARSA KABATAŞLILAR CEBİNDEN VERMEYE HAZIR
Biz böyle bir düşünceye şiddetle karşıyız. Bunun düşünülmesinin bile asla mümkün olmaması gerekir. 101. yılımızı kutluyoruz. Bu okulun bahçesinde Çanakkale savaşı, İstiklal Savaşı ve Balkan savaşlarında öğrenciyken savaşa katılmış mensuplarımızın anıtları var. Bu şehitlerimiz nedeniyle bayrağımızın rengi olan kırmızı beyaz, siyah beyaza döndü. Ticaretin değerlerimizin önüne geçmemesi yapılacak en doğru harekettir.
Cumhurbaşkanı da sıcak bakmıyor
Kabataşlılar Derneği olarak biz Sayın Cumhurbaşkanımızı ziyaret ettik. Bu ziyaretimizde kendilerine konuşulan bu konularla ilgili hassasiyetimizi ilettik. Bize gönülden destek verdi. Tarihi liselerin bu uygulamaya girmemesi gerektiğini ifade etti. Bizler düşüncelerimizi anlatırız. Ama kararı verecek mercilerden ticaretin değerlerin önüne geçmeyeceğini düşünmelerini istiyoruz. Bize eğer derlerse ki biz buradan şu kadar para kazanacağız. Bütün Kabataşlılar ellerindeki delikli kuruşa kadar verip her türlü fedakarlığa hazırdır.
Okulumuzun içerisinde herkese parmak ısırtacak bir müzemiz var. Biz zaten her türlü kültürel anlamda her türlü birlikteliğe katılıyoruz ve katılmaya da devam ederiz. Müze noktasında ek projeler gelirse bunu da değerlendiririz. Ama okulun otel ya da tamamen müze olmasına şiddetle karşıyız. Tarihi değerlerimiz sanki müzelerde ne kadar korunuyor? Biz tarihi değerlerimizdeki hassasiyet noktasında müzemizin bir örneğini Minyatürk’e koyduk.
Bu tip konuların medyaya yansıması bile bizi ağır şekilde yaralıyor. Tüm Kabataşlılar otel ve benzeri projelere şiddetle karşı çıkar. Karar alacak mercilerden bu hassasiyetleri göz önünde bulundurmalarını istiyoruz.

Selam Kızlar

Bana kalbiniz kadar temiz bir sayfada yer verdiğiniz için hepinize çok teşekkür ederim.
Bu dahiyane fikri işler hale getiren sırma saçlı arkadaşım Rasime ne kadar teşekkür etsem azdır.
Umarım yazma özürlüsü bir arkadaşınız olarak arada bir yazacağım yazılara tahammül edersiniz.
Hepinizi seviyorum.........
Bunu yazan BARMEN ( Engin )
Not : Benimle çalışmak isteyen arkadaşları Taksim Parkında bekliyorum.İş paylaşımını daha sonra yapacağım.

19 Haziran 2009 Cuma

bu blogda yazar olmak için

arkadaşlar konuyu bilmeyen, ne olduğunu anlamayan arkadaşlar, varsa bir açıklama yapmak istiyorum.
davetiye gönderdiğim bütün arkadaşlar bu blogda yazı yazabilirler. attığım davetiye mailindeki linke tıkladığınzda mail adresi ve parola istenmekte, daha önce bir google hesabınız varsa burda kayıtlı mail adresinizi ve parolanızı girip daveti kabul etmeniz yeterli. yoksa çok kolay bir şekilde bir hesap oluşturabiliyorsunuz. yine aynı sayfada linki var.
daha sonra bloga girip sağ üst köşedeki giriş yapın denilen yere tıkladıkdan sonra gönderme bölümünden yazılarınızı fotograflarınızı paylaşabilirsiniz.

18 Haziran 2009 Perşembe

sevgili dostlar

arkadaşlar birbirimize duyurmak, anlatmak, dert yanmak, bilgilendirmek, uyarmak, istediğimiz her konuyu burda birbirimizle paylaşabiliriz. Ali Yaşar'ın hazırladığı slayt gösterisindeki albümlere burdan ulaşabiliriz.

daha sonra ulaşılması kolay olsun diye gönderme bölümünün altında etiket ekleme yeri var orayı atlamayın ilerde çok faydası oluyor. örneğin bir düğün duyurusu yaptınız oraya düğün, kasap havası gibi etiketler yazabilirsiniz.

üçerli beşerli toplantılar yaptınız diğer arkadaşları özendirmek için buraya toplantı resimlerini ve toplantı notlarını katılanları aktarabilirsiniz.

ilerde torunlarınız olacak onların resimlerini anılarını paylaşabilirsiniz.

bu şekilde, kuru kuru mailleşmekten daha anlamlı bir iletişim şekli olacağına inannıyorum.

buyrun birazda siz yazın. takıldığınız yerleri sorabilirsiniz. blogda yönetici konumunda olmak isteyenlerde lütfen bilgi versin.